9 C
Diyarbakır
Salı, Kasım 24, 2020

Özgürlüğü sağlama zamanı hamlesi ve görevlerimiz

Okumalısınız

43 yaşında olmak!

Rohat BARAN- Hız ve yaratıcı düşüncenin, esneklik ve kapsayıcılığın giderek daha önemli hal aldığı bir süreçten geçiliyor. İletişim, etkileşim toplumsal...

Din-inanç ve ateizm-ateistlik konusuna materyalist-maddeci bakış açısı

Kemal SOBE- İnanç meselesi herkesin bildiği ve yaşadığı gibi din konusudur. Allah ise herkesin düşündüğü ve bildiği gibi herşeyi var...

Hırsızlar Rejimi TayyıpKleptokrasi

Sema ÇELİKBİLEK Kleptokrasi, bir ülkede iktidarı ele geçiren bir ailenin ya da siyasal veya dini grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli...

Hamle çerçevesinde geliştirilecek eylemler, yoğunlaşmalar ve çalışmalar somut hedeflere dönüktür. Çünkü; faşizm ve işgalcilik somuttur. Onun da bir söylemi ve eylemi vardır. Bu nedenlerle Önderlik ve PKK düşmanlarını doğru tanıyarak güçlü yanıtlar üretebilmeliyiz. Önder Apo’nun kadrosu olmak, militanı olmak demek, hep olağanüstü bir yürüyüşün içinde olmak demektir. Önder Apo’nun halkı ve yurtseveri olmak da normal bir halk gibi yaşamamak demektir. Savaşan bir halk gerçekliğinin bir parçası olunduğu bilinciyle çalışmak ve yaşamak demektir.

“Tecride, Faşizme, İşgale Son; Özgürlüğü Sağlama Zamanı” Hamlesi Kürt halkının özgürlük mücadelesinin çok önemli bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Aktif olarak kırk yılı aşkın bir süredir her cephede mücadele yürüten Kürt halkı bu süre içerisinde sadece kendi var oluşunu yeniden tanımlamadı, bir bütün olarak dünya halklarına da kendi varlığını tanıttı, uluslararası güçlerle çelişki ve çatışma içinde ezilen insanlığa bir umut, ses, duruş olmayı başardı. 

43. yılına girecek olan PKK öncülüğündeki varlık ve özgürlük savaşı, kendisini hep hamlesel çıkışlar temelinde örgütleyerek günümüze kadar getirdi. Zaten PKK’nin kendisi, inkar ve imha ile karşı karşıya bırakılmış, bu coğrafyanın en kadim, en mazlum halkının var olma temelindeki hamlesel çıkışıdır. Önder Apo’nun önderliğinde yürütülen bu mücadelenin her günü soluk soluğa, dur durak bilmeyen, en zor ve imkansız koşullarda yürümenin adı oldu. Bu anlamda içinde bulunduğumuz ve sonuç alana kadar sürdürme kararlılığında olduğumuz bu tarihsel hamlenin 43 yıllık birikimin bir sonucu olduğunu unutmamak gerekir. Bu hamlesel çıkış içinde bulunduğumuz dönemin konjonktürel özelliklerini taşıdığı kadar tarihsel özellikler de taşımaktadır. 

Tarihsel olarak Kürt sorunu, özünde Avrupa modernitesinin yaratmış olduğu bir sorundur. Günümüzde yaşadığımız sorunlar, TC devletinin faşizan saldırıları, Kürt soykırım politikası, özünü bu tarihsel gerçeklikten almaktadır. Dile getirdiğimiz bu durum mücadelemizin zorluk derecesini de ortaya koymaktadır. Dolayısıyla içerisinden geçtiğimiz konjonktürel süreç, çok riskli, ağır saldırların, komploların, ayak oyunlarının yoğunlaştığı bir süreçtir. Önder Apo gerek geçmişte ve gerekse de İmralı’da bu duruma sıkça dikkat çekmiştir. Bizler de kadro ve yurtseverler olarak Önderliğimizin dikkat çektiği ve uyardığı konularda duyarlı olma ve üzerimize düşeni yerine getirme zorunluluğumuz vardır. Hareketimizin başlatmış olduğu hamleyi bu bilinç ve duyarlılıkla yürütmek gerektiği de açıktır. Hamlenin tarihsel ve güncel önemi anlaşıldığı taktirde başta Avrupa sahası olmak üzere tüm mücadele sahalarının pozisyonu anlaşılır olacaktır. 

Bu hamlede, başta Avrupa olmak üzere yurt dışında yaşayan halkımıza önemli sorumluluklar ve görevler düşmektedir. Her ne kadar başta Bakurê Kurdistan olmak üzere parça parça soykırımcı sömürgeciliğin pençesinde varlık ve özgürlük savaşı yürüten alanların stratejik rolünden bahsetsek de, mücadele tarihimiz boyunca Avrupa sahasının mücadelemize yaptığı öncülük değerinden, emeğinden, eylemliliğinden hiçbir şey kaybetmeden sürmektedir. Bu hamle döneminde de Avrupa’daki kadro ve yurtseverlerimize büyük roller düşmektedir.

Avrupa’da yaşayan halkımız her ne kadar soykırımcı, sömürgeci, faşist güçlerle güncel olarak direk mücadele halinde olmasa da, bu güçlerin zulmünden kaçarak oralara kadar gitmişlerdir. Devletin şiddetini, işkencesini iyi bilmektedirler. Avrupa’da yaşan halkımız bir parça özgür ülkenin yaratımı için büyük bedeller ödemiştir. Dolayısıyla Hareketimizin başlatmış olduğu hamle sürecine de geçmişte geliştirdiği aynı duyarlılıkla ve bilinçle yaklaşacaktır.

Diplomasi ancak güçlü halk hareketlerine dayalı olarak gelişirse sonuç alabilir

Bir diğer husus ise; Kürdistan’da geliştirilen soykırım sisteminin sahibinin Avrupa modernitesi olması gerçekliğidir. TC’de somutlaşan ve güncelde AKP-MHP faşizminin ayakta tutmak için canını dişine taktığı soykırımcı sömürgeciliğin kurucusu, onaylayanı ve ayakta tutanı Avrupa modernitesidir, kapitalist sömürgeciliktir. Bu nedenle Avrupa’da Kürt sorununun özgürlük temelindeki mücadelesinin gelişmesi, düşünüldüğünden çok daha fazla sonuç yaratmaktadır. Türk dışişleri bakanının ülke ülke gezmesi, en küçük bir kelimeye dahi gösterdiği abartılı tepkiler boşa değildir. İktidar ve devlet sisteminin yürütücüleri, bu sistemin bir bütün olduğunu, en küçük bir boşluğun ya da gediğin bile açtığı sonuçları çok iyi bilmektedirler. Tüm bu nedenlerden ötürü Kürt halkının kırk yılı aşkın süredir Avrupa’nın her köşesinde bıkmadan, usanmadan Kürt varlığını, onun meşru mücadelesini haykırması boşa gitmemiştir. Sorunun sahiplerine çözüm dayatmasıdır, mücadelesidir. PKK hareketi olarak Kürt sorununun çözümünde gelişme yaratacak adımların sadece diplomasi ile olmadığını herkese göstermiş bulunuyoruz. Kürt gerçekliğinin bulunduğu coğrafya, üzerinde hak iddia eden despotik iktidarlar ve yine Ortadoğu’da kar topu nar topu gibi kendisini zor aygıtlarına dayandıran devlet gerçeklikleri bunu imkansız kılmaktadır. Yine günümüzde demokrasi bayrağını kuşanan, bunu araçsallaştıran ülkelerin toplumsal çelişkilerinde bile diplomasi, tek yöntem olarak gelişme göstermemiştir. İngiltere ile İskoçların ve İrlanda halkının mücadelesi, İspanya’da Katalanların mücadelesi, Fransa’nın uluslaşma süreci ve sonrasında sömürgeleştirdiği uluslar arasındaki ilişkiler incelendiğinde ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. 

Diplomasi ancak güçlü halk hareketlerine dayalı olarak gelişirse sonuç alabilir. PKK hareketi olarak binlerce militanın kanı, milyonlarca halkımızın her düzeyde fedakarlıklarıyla açığa çıkmış olan bu ulusal demokratik gelişmemizin Avrupa modernitesine karşı savunulması kadar kabul ettirilmesi de, Avrupa’daki çalışmalarımızın temel hedefi konumundadır. 

Kürt halkının varlık ve özgürlük sorunu evrensel bir özellik taşıyor 

Kürt halkı ve Kürdistan Özgürlük Hareketi olarak Avrupa’daki varlığımızı 43 yıldır aralıksız süren, sürekli ayakta olma hali ile anlamlı kılmış bulunuyoruz. Ülkemizden koparılışı başka türlü karşılayamazdık. Anayurdumuzdan, ülkemizden sömürgeci soykırımcılığın uyguladığı kimliksizleştirme başta olmak üzere ekonomik olarak yoksullaştırma, düşkünleştirme ve kendine bağımlı kılma saldırılarına, büyük bir yurtseverlik duygusunu kazanma, direniş ve mücadeleye hizmet etmeden geçirilen günleri yaşanmamış görerek dayanabildik. Başka türlü yaşamların köksüz, kimliksiz, başka güçlerin kullanım nesnesi olma anlamına geldiğini derinden duyumsayarak Önderlik, Parti ve şehitler çizgisi gerçekliğinde kararlaştık. Bu sayede tek tek savrulduğumuz yabancı ülkelerde kendi toplumsallığımızı, öz değerlerimizle yarattık. Ve yine bu sayede saygı duyulan, merak edilen, katılım gösterilen bir halk direnişi haline dönüştük. Her halktan dostlar edindik ve onları mücadelemizle buluşturduk. Avrupa başta olmak üzere yurtdışında her vicdanlı, toplumsal gerçekliğinden kopmamış, onurlu Kürt yurtseverliği ile özgürlük mücadelemizi dünyaya duyurabildik. PKK hareketi olarak Kürt gerçekliği ve Kürt halkının soykırımcı sömürgecilik saldırıları altındaki varlık ve özgürlük sorununun evrensel bir özellik taşıdığını biliyoruz. Bu nedenle çözümünün evrensel nitelik taşıyacağını asla unutmamak gerekiyor. Önder Apo Türk iktidar elitleri için ‘ne kendi başlarına savaşabilir ne de barışabilirler’ tespitini sıradan bir değerlendirme olarak yapmamıştır. Bu nedenle gelinen aşamada Avrupa başta olmak üzere yurt dışında yürütülecek tüm çalışmaların dünyadaki en haklı, meşru mücadele olan özgürlük savaşımımızın doğru ve yeterli anlatılmasına yoğunlaşılması gerekmektedir. Bu konuda önemli gelişmeler yaşanmış olsa da özgürlük savaşımımızın haklılığı düzeyinde değildir. İçinde bulunduğumuz hamle süreci ile birlikte Kürt halkının varlık ve özgürlük savaşı konusunda doğru bilgilenmeyen, tanımayanlar kalmamalıdır. Çünkü iktidar ve devlet odakları küresel düzeyde ortaklaşarak bu sistemi kurmuş ve koruyorlarsa biz de halklarla, kadınlar ve gençlerle evrensel demokratik mücadele birliğini kurarak sistemin çözülüşünü hızlandırabilmeliyiz. 

Kapitalist sistem kadının ve halkların yaşadığı sorun ve çelişkilere yanıt olamaz

Bu konuda söylenecek bir diğer önemli konu, Avrupa’daki halkların sahip olduğu güçlü direniş geleneğidir. İktidar ve devlet geleneği ne kadar güçlü olursa olsun üzerinde yaşadığınız coğrafyalarda binlerce kadının direnişi, milyonlarca insanın devrimci özlemleri çok kanlı-acılı süreçlerle birlikte demokrasi kültürü yaratmıştır. Özgürlük düzeylerini eleştirebiliriz, yetersiz bulabiliriz. Fakat devlet ve iktidar despotizmine denge oluşturabilecek kadar demokratik kurumlaşmalarını sağlamışlardır. En derin sorun, oluşan bireysel yaşam ile özgürlüğün karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte dünya sisteminin krizi, kapitalist sistemin başta kadın sorunu olmak üzere halkların yaşadığı sorun ve çelişkilere yanıt oluşturmadığını ortaya koymaktadır. Kadınlar, siyahiler, işçiler, yoksullar, gençler başta olmak üzere özgürlük, eşitlik arayışları yoğunlaşmıştır. Yaşanan tıkanıklık alternatif bir sistem olamamasından kaynaklıdır. Uygarlığın bu yapısal krizinden sistem dışı güçler etkili olma temelinde çıkış yapabilirler. Bu anlamda içinde bulunduğumuz hamleyi Kürt sorununun çözüm modeli, anlayışı, felsefesi, yaşam tarzı itibariyle Avrupa halklarıyla buluşturma süreci olarak da değerlendirmek önemlidir. Bugün yüzlerce Avrupalı aydın Önder Apo’nun ortaya koymuş olduğu Demokratik Toplum Paradigması’ndan etkilenmiş bulunuyor. Biraz şaşkın biraz da ne yapacaklarını bilemez haldedirler. Çünkü, başta düşünce ve felsefe alanı olmak üzere zihniyet alanında başaramadıkları sistem oluşturma ve bunu pratikleştirme ilk kez Kürt halkının evrensel karakter taşıyan özgürlük ölçülerinde dile gelmiştir. Bu gelişip, güçlendikçe ‘moderniteden şerbetlenmiş’ bu kesimlerin cesaret kazanacağı ve mücadelemizle daha fazla bütünleşecekleri kesindir. 

Birlikte hareket etmeyi başarmak gerekiyor

Bu temelde Avrupa’da yine dünyanın çeşitli coğrafyalarına dağılmış halkımızın görev ve sorumlulukları ‘Tecride, İşgale Faşizme Son; Özgürlüğü Sağlama Zamanı’ Hamlesi çerçevesinde hem kapsamlı hem de yoğundur. Geçmişte yürütülen çalışmaların hem nitelikli hale getirilerek sürdürülmesini hem de bunları aşan, yeni ve sonuç alacak tarzda yaratıcılık gerektirmektedir. Bir anlamda şimdiye kadar niceliksel olarak yakalanan yoğunluğun niteliksel bir dönüşüme uğraması gerekmektedir. Bunu nasıl gerçekleştireceğiz? Her şeyden önce hamle bir atılımı, ileriye doğru çıkmayı gerektirir. Atılım yapmak ve yeni bir çıkışı başarmak ise yoğunlaşma ve onun yapılma biçimi olarak tarz ile ilgili olmaktadır. Burada alışkanlıklara, öğrenilmiş tarzlara, dogmatizme dikkat etmek gerekir. Birçok mücadele sahasında olduğu gibi Avrupa ve yurt dışındaki mücadelemizde de oluşan alışkanlıklar, var olan imkanları yaratıcı değerlendirmede eksikliklere yol açmaktadır. Soykırım saldırıları altında bir halkın varlık ve özgürlük mücadelesini yürüttüğümüz için halk hareketliliğini çok daha etkili şekillerde açığa çıkarmak önemlidir. Vurgulamaya çalıştığımız gibi Avrupa ve yurt dışında birçok yerde Kürt halkı, kadınlar ve gençlik öncülüğünde yaz-kış demeden yürüyüş yapmaktadır. Bu eylemselliklerin kesinlikle etkisi vardır ve gereklidir. Ancak bunun yanında Önder Apo’nun ‘yumuşak güç’ dediği mücadele tarzı üzerinde daha fazla yoğunlaşmak ve eylem tarzlarının zenginleştirilmesi önemli olmaktadır. Örneğin; kadınların 2019 yılını boydan boya etkileyen Las Tesis eylemleri tüm kadınları etkiledi. Şili’de başlayan ve devlete, polise, iktidar kurumlarına ‘Tecavüzcü sensin’ diye haykıran kadınlar, Avrupa’da da, Ortadoğu’da da ses getirdi. Hangi ulustan olursa olsun kadınlar bu eylemsellikleri benimsedi ve güç aldı. Bunu sadece bir örnek olarak belirtiyoruz. Yine Kürt kültürü, sanatı etrafında geliştirilecek eylemsellikleri yaygın ve yoğun gerçekleştirmenin önemli olacağına inanıyoruz. Son olarak Avrupalı demokrat, aydın, ekolojist, anarşist ve feministlerle birlikte hareket etmeyi başarmak gereklidir. TC, Rojava’yı işgal ettiğinde açığa çıkan sahiplenmenin Avrupa’yı hatta ABD’yi bile sarstığını gördük. Bir kez daha başta kendi öz gücümüz olmak üzere halklara inanarak hamleyi büyütmek ve sonuç alır düzeye getirmenin hem mümkün hem de görev olduğunu belirtmek mümkündür. 

Önder Apo’nun kadrosu olmak demek, hep olağanüstü bir yürüyüşün içinde olmak demektir

12 Eylül askeri cuntasının ilan edildiği tarihi bir günde KCK’nin ilan ettiği tarihi hamlemiz; insanlığın başına bela olan AKP-MHP faşist rejimini yıkmaya, bu rejimin İttihat ve Terakki zihniyeti ile şekillenmiş Türk-İslam işgalciliğini sonlandırmaya ve halk demokrasisinin bir seçenek olarak açığa çıkması için Önder Apo’nun özgürlüğünü hedeflemektedir. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü aynı zamanda Kürt halkının varlık ve özgürlük savaşının zaferi anlamına da gelecektir. Bu nedenle hamlenin başladığı günden itibaren gerek Avrupa ve çeşitli yurtdışı sahalarında gerekse de Kürdistan’da Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü merkezine alan eylemlerin yapılması hedeflenmelidir. 

Hamle çerçevesinde geliştirilecek eylemler, yoğunlaşmalar ve çalışmalar somut hedeflere dönüktür. Çünkü; faşizm ve işgalcilik somuttur. Onun da bir söylemi ve eylemi vardır. Kendisini oluşturduğu kurumlar vardır. Bunları etkisiz hale getirmeden, boşa çıkarmadan, bu kurumların pratikleştirdiği politikalarını engellemeden Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için çalışmak sadece bir iyi niyet çabası olarak etki yaratabilir. Bu nedenlerle Önderlik ve PKK düşmanlarını doğru tanıyarak güçlü yanıtlar üretebilmeliyiz. Önder Apo’nun kadrosu olmak, militanı olmak demek, hep olağanüstü bir yürüyüşün içinde olmak demektir. Önder Apo’nun halkı ve yurtseveri olmak da normal bir halk gibi yaşamamak demektir. Savaşan bir halk gerçekliğinin bir parçası olunduğu bilinciyle çalışmak ve yaşamak demektir. 

O yüzden özgürlük hamlemiz sadece bir yürüyüş, eylemsellik hamlesi olarak görülmemelidir. Bunlar hamlenin parçası olarak gereklidir ve çok etkili bir şekilde de örgütlenmeleri gerekir. Fakat doğru olan bu hamleyle birlikte Uluslararası Komplo’nun çok önemli ayaklarından biri olan Avrupa’da Kürt halkına uygulanan ‘yok sayma’ politikalarını parçalamak olmaktadır. 9 Ekim Uluslararası Komplosu sürecinde bindiği uçağa iniş yeri bulamayan Önderlik şahsında halkımızdır. Bu uygulamayla Türk soykırım sömürgeciliğinin Kürtleri inkar ve imha siyasetine bir kez daha onay verilmiş, Kürtler halk olarak ‘yok’ hükmünde kabul edilmiştir. Önderliğimiz bindiği uçağın Avrupa semalarında süzülürken aklına soykırıma götürülmek için trene bindirilen Yahudilerin geldiğini boşuna söylememiştir. Önder Apo 9 Ekim’de, Avrupa’ya Kürt sorununun çözümünde siyasi bir seçenek yaratmak ve Kürt halkının statüsü için gelişme yaratma amacıyla çıkış yapmıştır. Bu nedenlerle Avrupa’da yürütülen hamle çalışmalarına asla sıradan yaklaşmamalıyız. Bunun olmaması için Uluslararası Komplo’ya duyduğumuz büyük nefret ile birlikte Kürt halkının sıfırdan başlayan mücadelesinin günümüzde geldiği düzeyi görerek, öz gücümüze güvenerek çok yönlü gelişme yaratmayı hedefleyebilmeliyiz. Bunun için Kürtler olarak daha çok örgütlenmeli, bulunduğumuz alanda herkesi mücadeleye katılır ve sahip çıkar hale getirebilmeliyiz. Bununla da sınırlı kalmamalı, diğer halklardan insanlarla birlikte mücadele ağlarını örebilmeliyiz. Zaten güçlenmek ve etkili olmak isteyen herkes yönünü örgütlenmeye çevirecek, bir iken bin olmaya, milyonlara ulaşmaya çalışacaktır. Bu, halkların demokratik mücadele geleneğinde hep böyle olmuştur. Kürt halkı bu günlere örgütlenme gücüyle geldiğinin bilincinde olarak meclis ve komün örgütlenmeleri başta olmak üzere tüm örgütsel yapılarını bu şekilde güçlendirecek ve büyütecektir. 

Avrupa’daki halkımız bir halk olarak varlık talebini ortaya koymada daha etkili olmalıdır

Kürtler ve Kürdistan üzerindeki soykırımcı sömürgeciliği yürüten TC devletinin uluslararası alanda en temel argümanı olan Kürt halkını inkar politikası çökmüştür. Fakat Kürt halkının statüsüzlüğü, TC faşizmini umutlandırmaktadır. Faşist, soykırımcı, sömürgeci TC devleti de buna dayalı olarak Kürt halkının özgürlük mücadelesini terörize etmektedir. Kürt varlığının uluslararası alanda tanınması demek, Kürt halkının soykırımcı, sömürgeci TC devletine karşı yürütülen mücadelesinin, direnişinin kabul edilmesi demektir. Dikkat edilirse sırf bu yüzden Türk soykırımcı sömürgeciliği Rojava’yı Kürt kabul etmemekte, tüm dünyanın gözünün içine baka baka bu bölgenin Arap bölgesi olduğunu kullandığı yer isimleri ve demografi haritalarıyla ispatlamaya çalışmakta, özsavunma gücünü saldırgan pozisyonunda göstermeye çalışmaktadır. İşgal ettiği yerlere Arapları yerleştirmekte, böylelikle hem Kürtlere karşı savaş ve insanlık suçu işleyerek soykırım uygulamakta hem de halkları birbirine kırdırtmayı amaçlamaktadır. 

Bakurê Kurdistan’daki durum çok daha trajiktir. Uluslararası sistem Bakurê Kurdistan’ı Türk soykırımcı devletinin saldırıları altında bırakmayı çıkarlarına uygun görmektedir. Bu nedenle Bakurê Kurdistan’daki Kürt varlığı hakkında hiçbir söylem ve eylemi yoktur. Avrupa’daki tüm başvurular bireyseldir ve halk olarak bir kabule dayanmamaktadır. Kısacası PKK’yi terörize eden anlayışa karşı Avrupa’daki halkımız bir halk olarak varlık talebini ortaya koymada daha etkili olmalıdır. 

Halklar arası ilişki ve ittifaklar geliştirilmelidir

Sonuç olarak; Avrupa ve ülke dışındaki çeşitli alanlarda Kürt toplumunun yarım asra varan mücadelesi, ülkede yürütülen yakıcı savaşı uluslararası kamuoyuna, özellikle de halkların gündemine taşımıştır. Türk ulus devleti öncülüğünde, Ortadoğu’nun tam kalbinde Kürt halkına karşı yürütülen soykırımcı sömürgeci savaşın adı hala konulmamış olsa da Kürtler bu soykırım saldırılarına karşı direneceğini, varlık ve özgürlük için her türlü bedeli ortaya koyacağını göstermiştir. Bunun en önemli sonucunun, soykırımcı sömürgeciliğin teşhiri olduğunu biliyoruz. Günümüzde Avrupa başta olmak üzere Ekvator’dan Amerika kıtasına, Asya’ya kadar bilmeyen kalmamıştır. 2015 yılına kadar örtülü savaş halinde yürüyen Kürt soykırım politikası, Önder Apo başta olmak üzere kahraman şehitlerimiz, fedai çizgide mücadele eden gerillamız ve her alanı özsavunma savaşına çeviren fedakar halkımız sayesinde açığa çıkarılmış, teşhir edilmiştir. Acısı ne kadar çok olsa da ulaştığımız bu düzey; Mazlum ve Ferhatların 12 Eylül faşizminin Kürt halkına, onun varlık talebine, özgürlük çıkışına dayatmış olduğu işkence sistemi için, “Bu insan çığlıklarını dünyaya duyurmalısınız” vasiyetinin ulaştığı düzey oluyor. 

Kürt halkına karşı uygulanan örtülü soykırım savaşının, AKP-MHP faşist iktidarı döneminde tüm maskeleri indirilmiş ve köşeye sıkışmıştır. Fakat bu düzeyi asla yeterli görmemek gerekmektedir. Halkımıza dayatılan trajedilerin çok cüzi bir kısmının yansıdığını biliyoruz. Tarifi çok zor olan çok değerli emekler sayesinde ulaşmış olduğumuz fırsatları en etkili bir şekilde değerlendirerek Kürt halkının düşmanlarına çalacakları bir kapı bırakmamak için halklar arası ilişki ve ittifakları geliştirmeli, diplomasi çalışmalarımızı ise bunun üzerinde kurabilmeliyiz. 

Kürt halkı PKK’de varlık ve özgürlük bulmuştur

Kürt halkı üzerinde uygulanan soykırımcı sömürgeciliğin teşhiri ve mücadelemizin ulaşmış olduğu evrensel düzey, kadınlardan başlayarak halkların Önderlik ve PKK’yi değerlendirme ölçülerini değiştirmiştir. Kürt halkının demokratik uluslaşma sürecinin başat aktörü olan PKK’ye yönelik saldırılar sonuç almadığı gibi Önder Apo şahsında ulaşılan çözüm düzeyi, toplumsal mücadelede çıkış arayan tüm kesimleri etki altına almıştır. Bu yönlü mücadelemiz sürdükçe bu etkinin artarak sürmesi içten bile değildir. Bununla birlikte sürekli akılda tutulması gereken boyut; söz konusu PKK olduğunda tüm kararların siyasi olduğudur. Palme cinayetinin, Kürt halkının Özgürlük Mücadelesinin gelişimini engellemek için PKK’ye mal edilmesi olayı, ardından terör listesine alma ve Türkiye’nin soykırım savaşının NATO tarafından desteklenmesi uluslararası sistemin çıkarları gereği yapılmaktadır. PKK’ye ‘terörist’ yaftalaması yapanların hakikati bilmemelerine imkan yoktur. Bunun için ‘biz terörist değiliz’ demenin bir anlamı da yoktur. Dikkat edilirse Önder Apo hiçbir zaman bu tür tartışmaların içine girmemiş, çoğu zaman cevap bile vermemiştir. Fakat söz konusu Kürt halkına karşı uygulanan zulüm politikaları olduğunda tüm hücrelerine kadar ayaklanmış, Kürt halkının sözcüsü olma, savunucusu olma, hakikati anlatma konusunda taviz vermemiştir. PKK’nin yürüttüğü mücadelenin anlaşılması, Kürt halkına yönelik politikaların doğru ve yeterli anlatılmasını gerektirir; Kürt halkının bir ulus olarak kabul edilmesini gerektirir. Dikkat edelim, Türk devlet bürokratlarının, AKP faşizminin diplomatlarının en fazla üzerinde durduğu konu, PKK ile Kürt halkının mücadelesinin birbirinden ayrılmasıdır. Bu şekilde Kürt halkına değil PKK’ye karşı olduklarını söyleyerek aslında Kürt halkını, varlık ve özgürlük savaşından ayırarak bir kitleye, yığına, bilinçsiz, talepsiz, mücadelesiz bir nesne olarak göstermek istiyorlar. Kürt halkı PKK’de varlık ve özgürlük bulmuştur. PKK tasfiye edildikten sonra Kürt varlığını bastırmak, parçalara ayırarak üzerinde her türlü politikayı geliştirmek mümkün hale gelecektir. Bunu bildikleri için bu konudan taviz vermemekte, tüm devletleri tavır almaya zorlamaktadırlar. Bu anlamda PKK’yi daha güçlü anlatmak gerektiğini, hamle çerçevesinde örgütlenme ve eylem faaliyeti yürütürken buna uygun sloganların ve sembollerin seçilmesi gerektiğini belirtebiliriz. Daha önemlisi ise başta demokratik çevreler olmak üzere aydın kesimlerle yürüttüğümüz tartışma programlarına bu hakikati yedirebilmeliyiz. 

Demokratik Modernite özgürlük zamanının gerçekleşmesi demektir

‘Tecride, Faşizme, İşgale Son; Özgürlüğü Sağlama Zamanı’ Hamlesi çerçevesinde Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne kilitlenerek gelişme gösteren mücadelemizin İngiltere’de işçi sendikalarında olduğu gibi Avrupa’da toplumsal tabanı olan sivil toplum kuruluşları, insan hakları merkezleri, demokratik temelde çalışma yürüten dernekler, ekolojist ve anarşistler ve yine kadın örgütleri ile de buluşması imkan dahilindedir. Geniş bir çerçevede baktığımızda görüyoruz ki hiçbir zaman olmadığı kadar mücadelemiz sesini duyurmayı başarmış ve haklılığını ortaya koymuştur. Bundan daha da fazlası Önder Apo’nun ortaya koyduğu uygarlık ve kapitalis modernite çözümlemeleri, sistem analizi ve sonuç olarak insanlık adına ortaya koyduğu çözüm modelinin yarattığı etki de gözlemlenmektedir. Tanınsın ya da tanınmasın bir çok aydın, yazar, siyasetçi, sosyolog, antropolog, sanatçı Önder Apo’nun ortaya koyduğu paradigmadan yararlanmakta, gelişmelere demokratik modernitenin bakış açısıyla da bakmaktadır. Dünya halkları bu öncülleri şahsında kendisini tarihin sonu ve tek sistem ilan etmiş olan kapitalist sömürü sistemine karşı derin bir nefes almaktadır. Bu nedenle Rojava Devrimi’nin etkisi çok fazla oldu. Rojava’da, Kürt halkının DAİŞ faşizmine yönelik yürüttüğü mücadele, dünyanın her hangi bir yerinde süren saldırı ve savaş gerçekliği gibi karşılanmamışsa, bunun nedeni direnişe kaynaklık eden düşünce ve inanç olmuştur. Yine dünya halklarının, her şeyden daha fazla ihtiyaç duyduğu Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü devrim gerçekliği yani alternatif sistem olma iddiası olmuştur. 

Bunun için hamle çerçevesinde sistem karşıtı güçlerle ilişkilerimizi daha güçlü geliştirmek ve çalışmalarımızda bu güçlerin programlarına da yer vermek gerekir. Önderliğimiz savunmalarda, ‘Devrim, bir ittifaklar sorunudur’ demiştir. Devlet ve iktidar odaklı güçlerle ilişki ve ittifaklarımızın olmayacağını, olsa olsa birbirinden yararlanmaya dayalı geçici ilişkiler olacağını bilerek gerçek ittifak güçlerimizle buluşmayı başarmalıyız. Bu konuda dikkatli olunması gereken bazı yanlış anlayışlara izin vermemeliyiz. Bunlardan ilki her şeyi Kürt sorununun siyasi çözümü sonrasına bırakan anlayış olmaktadır. Bu anlayışın ortaya çıkan imkanları değerlendirmemeye hatta heba etmeye yol açtığını söyleyebiliriz. Oysa mücadelemiz ne kadar saldırı altında olursa olsun açığa çıkardığı çok çeşitli mücadele araçları her zaman vardır. 

Düşmanın özgürlük ve varlık mücadelemizi tecrit ederek bizi yalnızlaştırma politikası sonuç vermemiştir. Tersine Kürt halkının PKK öncülüğünde yürüttüğü Devrimci Halk Savaşı’nın haklılığını ve gerekliliğini daha fazla gözler önüne sermiştir. Bu yürütülen mücadelenin bir sonucudur. Bunun için örgütlü yapılarımızın ve dostlarımızın yapılacak hiçbir çalışmayı sonraya bırakan yaklaşımda olmaması gerekir. İnşa çalışmaları ertelenemeyecek kadar hayati görülmek durumundadır. Halkların birlikte yürüttüğü demokrasi ve özgürlük mücadeleleri ise insanlık açısından zaman kaybedilmemesi gereken en değerli çalışma olmaktadır. 

Diğer bir anlayış ise Demokratik Modernitenin kendisini sistemleştirmesini gelecekte gerçekleşecek bir ütopya olarak görme yanılgısıdır. Oysa Demokratik Modernite özgürlük zamanının gerçekleşmesi demektir. Zamana özgürlük değerini biçmek demek, insanlığın layık olduğu yaşamın inşası anlamına gelir. 

Sonuç olarak; Kürt halkının öncülüğünde tüm insanlık ailesine yeni bir yaşam iddiası sunulmuştur. Nasıl ki Yahudiler özgür olmadan insanlık, insanlık özgür olmadan da Yahudiler tehdit sarmalından kurtulamazsa, Kürt halkının özgürlüğü açısından da benzer bir diyalektik geçerlidir. Bunu tüm ezilen insanlık ailesinin fertleri için belirtmek yanlış değildir. Bu anlamda tüm dünya halkları birbirinin özgürlüğüne, demokratik değerlerine, dayanışmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu çerçevede dünya enternasyonalist çalışmalarının geliştirilmesine büyük önem vermek gerekmektedir. 

Serxwebun.org/Hêlîn Ümit

En Çok Okunanlar

Ateşin Çocukları İnisiyatifi’nden yakma

Ateşin Çocukları İnisiyatifi, 21 Kasım günü gerçekleştirdikleri yakmalara ilişkin açıklama yaptı. Ateşin Çocukları İnisiyatifi, 21 Kasım günü Balıkesir Edremit, Bursa,...

HPG, Beytüşşebap Devrimci Operasyon şehitlerini andı

HPG BİM, Beytüşşebap’ta 2015 yılı Eylül ayında şehit düşen Devrimci Operasyon şehitlerini andı. HPG Basın İrtibat Merkezi (BİM) Şırnak’ın Beytüşşebap...

Gerilla TV, Xantur’daki eylemin görüntüsünü yayınladı

HPG/YJA Star gerillaları Cenga Heftanin Devrimci Hamlesi kapsamında, işgalci Türk ordusuna darbe üstüne darbe vuruyor. Gerilla TV, 21 Haziran günü Heftanin...

Xantur eyleminin görüntüleri yayınlandı

Gerilla TV, 1 Kasım’da HPG gerillalarının İşgalci Türk ordusuna yönelik Xantur’a bağlı Xaç Tepesi’nde konumlanan askerlere yönelik düzenlediği eylemin...

Girê Tepesi Karakolu’na yapılan eylemin görüntüleri

Gerilla TV, 20 Ekim’de Şehit Delal Amed Hava Savunma Birlikleri’nin Hakkari’nin Çelê ilçesindeki Girê Tepesi Karakolu’na yönelik düzenlediği eylemin...

‘Xantur’da gizli birlik vuruldu, 1 işgalci cezalandırıldı’

HPG BİM, Cenga Heftanin Devrimci Hamlesi kapsamında 21 Kasım günü Xantur’daki Suikast Tepesi’nde araziye konumlanan bir gizli birliğin hedeflendiğini...

43 yaşında olmak!

Rohat BARAN- Hız ve yaratıcı düşüncenin, esneklik ve kapsayıcılığın giderek daha önemli hal aldığı bir süreçten geçiliyor. İletişim, etkileşim toplumsal...

Bayık: Kürt halkının elindeki en büyük güç ideolojik çizgisi ve yeni paradigmasıdır

PKK'nin ideolojik, politik, örgütsel ve eylem çizgisinin, her bakımdan önemli bir deneyim ortaya çıkardığını; neredeyse her evin bir şehidi,...

En Son Paylaşılanlar